ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Parasını dolara çeviren faiz almış olur mu?

Fıkıhtaki kural şudur; faize ölçü olan malların/değerlerin farklı cinslerden olanları, peşin olması kaydıyla istenilen fiyata alınıp satılabilir .

Faruk Beşer
Faruk Beşer Yeni Şafak Gazetesi
21 Eylül 2018 | 4.1 K

Fıkıhtaki kural şudur; faize ölçü olan malların/değerlerin farklı cinslerden olanları, peşin olması kaydıyla istenilen fiyata alınıp satılabilir. Aslında bunu bir hadisi şerif söylüyor: Resulüllah Efendimiz faize esas malları saydığı o meşhur hadisi şeriflerinde, bunların kendi cinsleriyle mübadelesinin elden ele/peşin olması gerektiğini, aksi halde faiz oluşacağını bildirdikten sonra, ‘eğer iki farklı cinsi değiştiriyorsanız, peşin olması şartıyla istediğiniz gibi alıp satabilirsiniz’ buyuruyor. Hadisi şerifte sayılan malların ortak özelliğinin misli, yani fiyat ölçüsü, ya da para olabilme olduğu ve ayni/reel değerlerinin bulunduğu bilinen bir husustur. Mesela altın da gümüş de böyle bir paradır ve altın verilip gümüş alınıyorsa, peşin olma kaydıyla istenilen fiyata alınıp satılacağı anlaşılır. Bu uzun bir meseledir ve biz vaktiyle bu konuda başarılı bir yüksek lisans tezi yaptırmıştık.

Bu temel bilgiyi esas alıp fıkıhçılar olarak biz hep şöyle söyleriz: Türk Lirası verip mesela dolar alacaksanız, ya da aksini yapacaksanız, peşin olması şartıyla istediğiniz fiyata alıp satabilirsiniz. Çünkü biz doları farklı bir para, lirayı da farklı bir para olarak düşünürüz.

Doların tam yükselme eğilimi gösterdiği günlerde devlet bize bir miktar emeklilik tazminatı verdi. Hemen aklıma gelen şu oldu: Ben bu parayı başka bir yolla değerlendiremeyeceğime göre, dolar alıp kazanabilirim. Sonra, ülkeye bu yolla zarar verilmek istenmesinin de dürtüsüyle içimi tırmalayan asıl başka bir şey oldu; bırakalım ülkeye zarar verilmek istenmesinin hükmünü, öyle olmasa da acaba böyle bir kazanç gerçekten helal olur mu? Şeklen olur gibi gözüküyor, çünkü iki farklı paranın mübadelesi söz konusu. Ama işi maksadıyla düşündüğümüzde aslında olan şey şu değil midir? Ne dolar, ne de lira ayni/reel değerleri olan birer mal değildirler. Her ikisi de sadece belli bir satın alma gücünü/maliyeti temsil ediyor o kadar. Ben mesela yüz bin lirayı verip, yirmi bin dolar almış olsaydım o andaki eşit satın alma güçlerini değiştirmiş olurdum. Ama manipülasyonlarla doların değeri yükseldiği için ben doları bekletip zaman sebebiyle kazanmak istiyorsam ve bu da enflasyona sebep oluyorsa bir iki ay sonra benim yirmi bin dolarım yüz elli bin lira olduğunda, kazandığım bu elli bin liralık satın alma gücü farkı neyin karşılığında ve kimden alınarak bana geçmiş oluyor? Piyasadaki para ve onun toplam satın alma gücü belli olduğuna göre, ben bu ilave satın alma gücünü sadece param sebebiyle zamanla elde etmiş olmaz mıyım? Diğer bir deyişle, ben piyasaya her hangi bir katma değer sağlamadan elde ettiğim bu ek satın alma gücü, yine sırf benim elimdeki para sebebiyle, dolar alma imkânı olmayan vatandaştan alınıp bana verilmiş olmaz mı? Yani durduk yerde birileri paralarının satın alma gücünü kaybediyor, diğerleri de bu kaotik ortamdan yararlanarak, aslında onların olan bu satın alma gücünü kendi hesabına geçiriyor olmuyor mu? Faizin bundan başka bir anlamı var mıdır? Bize göre yoktur ama aslında bu soruyu hem İslam’ı hem de reel ekonomiyi bilenler cevaplamalıdır.

Böyle düşündüm ve dolar almaktan vazgeçtim. Dediğim gibi, bunda elbette ülkeme darbe vurulmak istenmesine gösterdiğim tepkinin de etkisi var. Ama bütün ‘İslamcı’ ağniya böyle yaptılar mı? Söylentilere bakılırsa yapmayanlar var. Hele bir de bunu önceden bilerek yapmış olanlar varsa bu daha büyük bir fecaat.

Tekrar faiz meselesine dönelim. Bendeniz böyle bir iddiada ya da zanda bulunuyorum. Şartların değiştiği böyle bir ortamda bu mesele klasik fıkıh hükümleriyle halledilemez diyorum. Fukaha ne der bilmiyorum. Faiz konusu kadar fıkhı sürekli güncellenmesi gereken başka bir konu neredeyse yoktur. Ama fıkıhçılar olarak bizim bunun üstesinden gelebilme gücümüz ve şansımız da yoktur. Aslında fıkıhçı hayatın tam orasında, hatta önünde olması gereken ilim ehlidir. Ancak pek çok sebeple biz bugün bundan uzağız. Bu sebeplerden birisi, ilmi geleneğimizden kopmuş ve her şeyi yeniden anlama durumunda kalmış olmamızdır. Bir diğeri, aslında çok eski zamanlardan, belki de Emeviler’den beri fıkıhçıların yönetime ve devlet ekonomisine müdahale etmelerinin istenmemesi ve bu konuda üzerlerinde görünmeyen sürekli bir baskının bulunmuş oluşmasıdır. Belki de bu sebeple, Maverdî’nin yönetimde yer almasının da verdiği avantajla, yazdığı küçük bir kitapçığını, el-Ahkâmü’s-Sultaniyye’yi istisna edersek, fukaha devlet yönetimi ve ekonomisi konularında fıkhi açılımlar geliştirememişlerdir. Oysa ülkenin laik bir ülke olması, kanunlaştırmalarda fıkıhçılardan yararlanılmasına engel olmamalıdır. 1938 yılında Lahey’de yapılan Milletlerarası Modern Hukuk Kongresi’nde alınan kararlar arasında şunlar da vardır:

İslam hukuku modern hukukun kaynaklarından biridir.

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER