Can Ataklı
Can Ataklı Sözcü

Ayıp oluyor ama Ertuğrul Bey

25 Kasım 2017 | 7.7 K

BUNU YAZMAK GEREK

Saray fedailerinden Rasim Ozan Kütahyalı’nın yaptığı densizlik sonucu Beyaz TV’den atılmasını o sırada canlı yayında olduğum Halk TV’deki Yazıişleri programında değerlendirirken “Bundan sonra Rasim Ozan’ı ekrana çıkaracak televizyon ve yazdıracak gazete olmaz herhalde. Bir tek Hürriyet grubu belki kendisine iş verebilir. Çünkü patronları Aydın Doğan Kütahyalı çiftine çok hayran, evlerine bile gidip geliyordu, bir tek o korumaya alma cesareti gösterebilir” dedim. Aslında bu bir espri ve hatta biraz da ironiydi. Ancak dün Hürriyet’te Ertuğrul Özkök’ün Kütahyalı’yı kollayan yazısını okuyunca bu esprimin gerçekleşebileceğini düşündüm. Elbette Hürriyet’in patronu Aydın Doğan’dır ve bir kişiyi müesseselerinde çalıştırıp çalıştırmama hakkı ona aittir. Rasim Ozan Kütahyalı da bir süre kendini unutturduktan sonra Doğan Grubu’nda ortaya çıkabilir. Ancak Ertuğrul Özkök’ün yazısındaki bazı noktalara “çok şiddetli” itirazım var. Özkök Rasim Ozan ve onun gibilerin AKP ürünü olmadığını ileri sürerek suçu Emin Çölaşan’ın üzerine atıyor. Şöyle diyor Özkök “Nereden çıktı bu Rasim Ozangiller… Şimdi onların ağababaları, rol modelleri… Sanıyor musunuz ki AKP ile çıktı bütün bunlar… Hayır, çok daha önceleri, 1990’larda türemeye başladı medyanın bu yeni ırkı… Üstelik iktidar değil muhalefet medyası olarak başladı… Kızdığı herkese, her siyasetçiye “Liboş”, “Dönek”, “Yalaka” diye sardıran… Sevmedikleri seçilmiş insanlara “İMelih”, “TÖ” ve “RTE” gibi aşağılayıcı lakaplarla hakaret etmeyi gazetecilik diye yutturmaya çalışan yazarlardı onların rol modelleri. Kimler mi… Hadi boşverin… Hepiniz çok iyi biliyorsunuz kim olduklarını… 1990’ların o hastalığı şimdi AKP yanlısı yazarlara bulaştı… Üstelik bu defa arkalarında, kendileri kadar hakareti seven, Türkiye’nin kurucu babalarına bile hakaret etmeyi siyaset olarak gören yeni nesil bir Ankara vardı. Onları da arkalarına alınca, belagat şehvetleri, belagat tecavüzlerine dönüştü. Ve şimdi iktidar tarafı da görüyor ki… Bu hakaret ve lakap takma virüsü, hangi bünyeye girerse orada büyük tahribat yapıyor… Ve kadere bakın ki bu olay Rasim Ozan Kütahyalı’nın başına, son zamanlarda makuliyet çizgisine yaklaşan bazı yazılar yazmaya başladığı sırada geldi. Bana gelince… 1990’lardaki o hakaret ve lakap çetelerine yeterince karşı çıkmadığım için, kendimi de biraz sorumlu hissediyorum… O nedenle bugün Rasim Ozan Kütahyalı’ya karşı, onun üslubuyla yürütülen kampanyaya katılmıyorum. Çünkü yepyeni bir Türkiye özlüyorum ve artık onun saygılı ve insani üslubuyla konuşmaya başlamamızın zamanı geldiğine inanıyorum.” Özkök fena halde yanılıyor. Rasim gibiler 1990’lı yıllarda yoktu. O yıllarda herkese saldıran yazarlar yoktu. Bazı yazarlar arasında “sert polemikler” yaşanmıştı. Özkök’ün tırnak içinde saydığı tanımlar sadece birkaç kişi arasında dolaşan kelimelerdi. Ama en önemlisi neydi biliyor musunuz? O yıllarda arkasına hükümeti ve devletin gücünü alarak rakip gördüğü kişi ya da kurumlara saldıran tek gazeteci bile yoktu. Hükümet adına operasyon yapmak kimsenin aklına bile gelmezdi. Gazeteciler ister muhalefette olsunlar ister iktidardan yana olsunlar soru sormaktan korkmazdı. Başbakanın uçağına binmek için yarışmaz, ellerine verilen soruları sorup, cevaplarını ballandıra ballandıra yazmazlardı. Ekranlarda parmak sallayarak Ertuğrul Özkökgilleri tehdit edip “Şunu atacaksın yoksa fena olur” diyen ve bunda da başarılı olan tek bir gazeteci bile yoktu. Ertuğrul Özkök iktidarı dolaylı yoldan destekleyebilir ki ilk kez yapmıyor bunu, Rasim Ozan’ı da koruma altına alabilir. Ama sırf bunları mazur gösterebilmek için gerçek dışı suçlamalarda bulunarak zaten beyinleri muhallebiye çevrilmiş olan yeni nesli yanıltmaya kalkamaz. İşte bunun için “ayıp oluyor Ertuğrul Bey” diyorum.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Devamını Oku