ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Erdoğan ve Trump’ın BM yaklaşımı

Başkan Erdoğan, pazartesi BM Genel Kurulu'na hitap etmek üzere yarın New York'a gidiyor .

Burhanettin Duran
Burhanettin Duran Sabah Gazetesi
22 Eylül 2018 | 6.3 K
Başkan Erdoğan, pazartesi BM Genel Kurulu'na hitap etmek üzere yarın New York'a gidiyor.
Çok sayıda ikili görüşme yapacak olan Erdoğan, Genel Kurul'da ABD Başkanı Trump'dan sonra konuşacak. İki başkanın dünyaya verecekleri mesajları karşılaştırmayı şimdiden merak ediyorum.
Gerçi konuşmaları dinlemeden de başkanların mevcut dış politika performansları ile şimdiden yorum yapmak mümkün. Erdoğan, İdlib mutabakatını başarmış olmanın haklı gururuyla New York'a gidiyor. Ne de olsa BM Genel Sekreteri Guterres, İdlib'e askeri operasyonun getireceği insani drama dikkat çekmekten öte bir şey yapamamıştı.
"Kana bulanmış Suriye krizinde bugüne kadar görülenden daha farklı bir insani kâbus ortaya çıkacak" uyarısının gereğini yapan ve Putin'i ikna eden Erdoğan oldu.
Sivil katliamını ve muhtemel mülteci akınını engelledi. Silahsızlandırılmış bölgenin kurulmasıyla da terörle mücadele konusunda inisiyatif aldı.
Tıpkı DEAŞ ve YPG ile mücadele ederek Azez-Cerablus ve Afrin bölgelerinde Suriyelilere yaşam alanı oluşturduğu gibi. Böylece, Suriye iç savaşında BM'nin çaresiz kaldığı, ABD gibi önde gelen ülkelerin ise çözümsüzlüğe katkı verdiği bir ortamda Türkiye "gerçek çözüm" için çalıştığını tüm dünya kamuoyuna gösterdi.
Erdoğan, Genel Kurul'da bu performansının özgüveni ve meşruiyeti ile BM sistemine yaptığı eleştirilere devam edecek.
Erdoğan'ın "dünya beşten büyüktür" sözü Türk dış politikası için sadece bir söylem değil. İnsani değerleri gözeten ve uluslararası sistemin haksızlıklarını gidermek isteyen bir çağrı. Dahası, insani yardımda birinci ülke konumuna yükselen Türkiye icraatlarıyla bu çağrının gereğini de yapıyor. Şurası net: İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri tarafından dizayn edilen BM sistemi adil bir düzen kurmaktan çok uzakta.
Kendini "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş" olarak tanımlasa da BM'nin bu hedeften çok uzakta olduğunda hemfikiriz.
En son, somut örnek ise Suriye dramı. Gerçi BM'nin kuruluşundaki reel amaç da Güvenlik Konseyi'ni oluşturan beş ülkenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) hâkimiyetini ve güçlerinin dengelenmesini sağlamaktı. Vetolarla kilitlense de Güvenlik Konseyi'nin en azından beş ülkenin menfaatlerini belli ölçüde sağladığını söyleyebiliriz. Ancak insanlığın geneli için tam tersi söz konusu.
İşte BM'de reform önerisiyle Erdoğan, veto hakkına sahip beş ülke dışındaki ülkelerin haklarını savunuyor.
Hindistan, Japonya ve Almanya gibi ülkeler de BM'nin reformundan yana ise de en çok Türkiye'nin, Erdoğan'ın sesi duyuluyor. Sistem içinde kalarak sistemi değiştirme çağrısında bulunuyor. Bunun için gerektiğinde Güvenlik Konseyi üyelerini ve özellikle ABD yönetimlerini eleştiriyor.
Güvenlik Konseyi'nin önemli uluslararası krizlerde tıkandığı bir ortamda Genel Kurul'u uluslararası gündem oluşturmak için kullanıyor.
Tıpkı Trump Yönetiminin Kudüs'ün tarihi statüsünü değiştirme çabasına karşı Aralık 2017'de üyelerin büyük çoğunluğunu (128'e karşı 9 oyla) birleştirmesi gibi. Hem de ABD'nin Genel Kurul üyelerine yaptığı yaptırım tehdidine rağmen...
Genel Kurul'da Erdoğan'dan önce konuşacak olan Trump ise ABD'nin hamisi olduğu BM sistemini yıkacak eylemlerin peşinde. Çok taraflı anlaşmaları (TTIP, Paris İklim Anlaşması ve İran nükleer anlaşması gibi) iptal etmeye ve uluslararası kurumlara (NATO, DTÖ gibi) güvensizliğini göstermeye devam ediyor. Müttefiklerini (AB, Almanya ve Türkiye gibi) tehditle tavizlere zorluyor.
Çin ve AB'yi ülkesini haksız ticaret üzerinden soymakla suçluyor.
Dahası, Trump ülkesinin BM sistemindeki üyeliklerini ve sorumluluklarını iptal etmekle meşgul. BM İnsan Hakları Konseyi, UNESCO ve yine BM'ye bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşundan (UNRWA) çekilmesi ilk akla gelen örnekler.
Trump, uluslararası siyasal sistemi "America first" anlayışıyla yalnızca ABD'nin çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmeye çalışıyor.
Halbuki Türkiye, bütün ülkelerin çıkarlarının gözetildiği bir uluslararası sistem kurulması çağrısında bulunuyor.
BM'nin de bu çerçevede sorumluluklarını yerine getirmesini istiyor.
Yapıcı yaklaşım ile yıkıcı olanın farkı işte bu. Devamını Oku