Müslümanlık Araplaşmak değildir

Sözcü Gazetesi Yazarı Ayşe Sucu'nun bugünkü (26.09.2022)''Müslümanlık Araplaşmak değildir'' başlıklı yazısı.

Geçen haftaki yazımla ilgili değerlendirmeleriniz için teşekkür ediyorum. Fevkalade önem arz eden şu tespitle konumuza devam edelim: Okuyucu ile metin arasındaki diyalog, dinamik bir ilişkiyi zorunlu kılar. Vahiy-muhatap diyaloğunda akla yer açan düşünürlerin büyük çoğunluğu Arap değildir. Bu noktada, İbn-i Sina'dan Fârâbî'ye, Gazzâli'den Ebu Hanîfe'ye, Mâtüridî'den Hallâc-ı Mansur'a, Nasîrüddin Tûsî'den Birûnî'ye, Feriüddîn Attar'dan Sühreverdî'ye, Mevlâna'dan Yunus Emre'ye, Hoca Ahmet Yesevî'den Hacı Bektaş Velî'ye, Şirâzî'den Fuzûlî'ye vb. pek çok isim sayabiliriz. Orta Asya'da Türk ve İran, Mağrip'de Berberî kültür, kendi düşünce geleneklerini oluşturmuşlardır. Ancak İslam'ı yerel kültürleriyle özdeşleştiren ve bu zeminde mücadele veren siyasal Arap-Müslüman zihin, Arap olmayan Müslümanlara köle anlamına gelen “Mevâlî” kelimesini kullanmıştır. Kaynaklar, Arap-İslam devletlerinde Arap unsurun, Mevâlî unsura karşı hep imtiyazlı olduğunu yazar; bu duruma karşı çıktığından dolayı iktidarı elde eden Abbasi Devleti'nde dahi durum değişmez. Öyle ki, “Namaz kılana bir köpeğin, bir eşeğin ve bir Mevâlî'nin dokunması namazı bozar” şeklinde hadis uydurulacak kadar ileri gidilmiş, Arap olmayan Müslümanlara alt sınıf muamelesi yapılmıştır.

Kûfe'de dünyaya gelen Ebu Hanîfe de bir Mevâlî çocuğudur. Ebu Hanîfe, Hz. Peygamber'in aile efradına zulümleriyle tarihe geçen Emevî ve Abbâsi halifelerine boyun eğmez. Halife Mansur tarafından Kûfe kadısı olmaya zorlanan Ebu Hanîfe, görevi reddeder. Halife Mansur, birtakım cezalarla ikna edeceğini düşünür fakat sonuç değişmez; Ebu Hanîfe'yi hapse atar. Hapiste teklif sürekli yinelenir, kabul ederse çıkartacağını söyler. İslam dünyasının Sokrates'i Ebu Hanîfe, iktidarın kirli oyunlarına alet olmaktansa ölümü göze almıştır. Hapiste işkencelere tabi tutulur ve zehirlenerek öldürülür. İmam-ı Azam olarak anılan ahlak abidesi büyük bilginin hayatı elbette bu köşeye sığmaz. Ancak yeri gelmişken söylemeden geçmeyelim; ülkemizde “Arapçılığı esas alıp, Mevâlî'ye yapılanları mazur ve meşru göstermek için didinenlerin” sesleri, hakikati savunanlardan çok çıkıyor. Aralarında Türk Müslümanlığı, Türk bilginleri ifadelerinden rahatsız olanlar bile var. Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk, “İslam dünyasının en hararetli ve gayretli Arapçı-Emevi hatip ve kalemşorları Türkiye'den çıkmaktadır. Bunlar bazen ırkçı Arapları bile hayrete düşürecek Emevî avukatlıkları yapabilmekteler” tespitini yapar. Stockholm Sendromu dedikleri bu olsa gerek… Mesele Türk, Fars, Arap kimliği değildir; elbette her toplum, her millet her insan saygıya layıktır. Ancak İslam bahane edilerek, Arap'ın siyasasını, kültürünü, örfünü-adetini, kılık-kıyafetini diğer milletlerin çocuklarına din diye dayatmak ve Türk kültürünün asimilasyonuna göz yummak kabul edilemez.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Akla mantığa Kur’an’a aykırı rivayetler 05 Aralık 2022 | 714 Okunma Ulema öfkeli sorumlu arıyor! 28 Kasım 2022 | 457 Okunma Kendi ahlakıyla bir millet ölür, yahut yaşar 21 Kasım 2022 | 207 Okunma Müslüman karakteri diye bir şey var mı? (2) 14 Kasım 2022 | 448 Okunma Dinler nereye gidiyor? 07 Kasım 2022 | 549 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar