İnsanlık ölüyor! Buyurun cenaze namazına...

Gün geçmiyor ki karşılaştığımız herhangi bir olay veya haber için, bu kadar da olmaz demeyelim. Kutuplaşma, kamplaşma, ötekileştirme hiç bu kadar derinden hissedilmemişti bu topraklarda… Daha yeni iki...

Gün geçmiyor ki karşılaştığımız herhangi bir olay veya haber için, bu kadar da olmaz demeyelim. Kutuplaşma, kamplaşma, ötekileştirme hiç bu kadar derinden hissedilmemişti bu topraklarda… Daha yeni iki oğlunu evinden kovan bir babanın hikâyesini dinledim; eleştiremezsiniz partimi, aksi takdirde bu eve bir daha adımınızı atmayın, defolun diyen bir baba! Ya o adalet ve hakkaniyet duygularımızı yerle yeksan eden kayırmacı politikalara ne diyelim; kimi ailelerin her bir ferdine verilen o yüksek makamlara? Tüm bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan binlerce gencin zihninde ne tür reaksiyonlar oluşturuyor acep?

KİTLESEL ANOMİ

Ama benim derdim bunlar dahi değil! Istırabım büyük; etik zeminde yapılmayan günlük politikayı sevmedim; onun için bu köşede siyaset yazmaktan elden geldiğince kaçınıyorum. Lakin büyük bir tehlikenin farkındayım; zira daha ağzımı açmadan “aman Hocam bana dinden-diyanetten bahsetme; değerlerden de bahsetme, ben bu değerlere inancımı yitirdim” diyen gençlerin kaygıları her geçen gün büyüyor. Umudunu kaybeden milyonlardan, daha doğrusu geleceğimizden bahsediyorum. Evet, kitlesel bir anomi yaşıyoruz. Sığınacağımız değerler yoksa neyi, kimi ya da hangi ideali savunacağız? Kalemimizi nasıl oynatacağız? Hangi şahsiyetleri rol-model olarak göstereceğiz; iyiyi kötüden nasıl ayırt edeceğiz? İlkeli, doğruluktan ayrılmayan, özü sözü bir hangi liderden bahsedeceğiz? Garip değil mi, kahraman veya bilge bir isim ya da siyasi bir şahsiyet aradığımızda hep geçmişe, daha doğrusu ölülere (!) uzanıyoruz. Bir tarafta iktidarın koca koca yanlışları ve tutarsızlıkları, diğer tarafta muhalefet partilerinin yetersizliği. Çatışmaların çözümüne rasyonel tartışmayla varılmasına, Habermas’ın “müzakereci demokrasi” kavramıyla bu denli mesafeli bir iktidar çözüm olabilir mi; ya da adaleti, liyakati, demokrasiyi kendi içlerinde gerçekleştirememiş muhalif siyasi örgütler? Demem o ki sorun, ülkenin, hem siyasi düzeninden, bir o kadar da kültürel kodların bozulmasından kaynaklanmakta; edep, görgü, zarafet, muaşeret, kısacası kendini bil ülküsü maalesef kuru bir hamasetten ibaret kaldı.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Kayıp aydınlanmanın izinde 10 Şubat 2020 | 109 Okunma İnsan yaptıklarının hem eseridir hem esiridir 03 Şubat 2020 | 140 Okunma Metin, yorum birey ve modern dünya 27 Ocak 2020 | 166 Okunma İslam dindir ideoloji değil 20 Ocak 2020 | 285 Okunma Dinler toplumsal sözleşme üretebilir mi? 13 Ocak 2020 | 266 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar