Eleştirilere kulak tıkayanlar

“Kim kendisinin gerçek anlamda muhasebesini (öz eleştirisini) yapar, gerçek kimliğini bilir ve gönlünü hakikatleri olduğu gibi kabul etmeye razı ederse; ilk başta sarsıntı yaşasa da, daha sonra insanların kendini yermelerinden duyduğu mutluluk, o kişi için insanların övmelerinden duyduğu hoşnutluktan çok daha fazla ve çok daha değerli olur.

Gerçekten de o kişi, hakkındaki övgülere layıksa, bu övgüler ona ulaştığında gurura kapılıp kendi erdemlerini kendi eliyle mahvedebilir. O övgülere layık değilse, bunlar kendisine iletildiğinde sevinirse, o zaman da bir yalandan dolayı sevinmiş olur ki çok büyük bir hatadır. Öte yandan, başkaları tarafından ayıplanmayı hak eden kişiye, hatası iletildiğinde umulur ki, aklı başına gelir de bu yanlıştan döner. Bu da onun için en büyük kazanç olur. Böyle bir kazancı ancak ahmak olan reddeder.” Erdemli İnsanın Yol haritası/İbn Hazm

Yukarıdaki cümleyi, siyaset,  akademi, parti ve cemaat liderleri üzerinden düşünün; Türkiye’de eleştiriye açık kaç isim verebiliriz? Ahlak ve etiğin konuşulduğu tasavvuf ortamları da buna dâhil. Ego ve çıkar kavgaları her yerin kilit taşı olmuş. Yapılan yanlışları meşrulaştırmak da işin cabası. Oysa ahlaki zeminde ve düşünce dünyamızda bizim yegâne kıstasımız eleştiri olmalı.

ELEŞTİRİ VEYA TENKİT

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Dinler toplumsal sözleşme üretebilir mi? 13 Ocak 2020 | 251 Okunma Felsefenin zamanı zamanın felsefesi 06 Ocak 2020 | 161 Okunma Bu çılgın hız çağında yavaşlamak ve düşünmek 30 Aralık 2019 | 133 Okunma Zihin ve beden siyaseti: Popülist tahakküm 23 Aralık 2019 | 90 Okunma Yirminci asır başında yeni Türk devleti: Atatürk ve Din (III) 16 Aralık 2019 | 122 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar