Yol vermeye mecbur olduklarımız

Yıllar önce, yanlış hatırlamıyorsam Kurtuluş’un dar bir arka sokağında arabadaydım, direksiyonda. Karşıdan - girilmezden giren kazulet kadar bir cip geldi, yolumun ortasında durdu. Ben de haklı olmanın verdiği...

Yıllar önce, yanlış hatırlamıyorsam Kurtuluş’un dar bir arka sokağında arabadaydım, direksiyonda. Karşıdan - girilmezden giren kazulet kadar bir cip geldi, yolumun ortasında durdu. Ben de haklı olmanın verdiği kararlılıkla karşısında durdum. Öyle ya, ters yönden gelen oydu, geri gidip yol vermesi gereken de o olmalıydı.

Fakat olması gereken olmadı, adam benim - ve de değil savunmasız görünen bir kadının, hayatta karşısına çıkan herkesin - kendisine yol vermesi gerektiğine inanan sayısız zorbadan biriydi. Aramızda geçen konuşmayı hatırlamıyorum. Sadece havanın kararmakta olduğunu, adamın fena halde tehditkâr baktığını hatırlıyorum. O güne kadar fıkra muamelesi yaptığım “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusunun gerçek hayatta kullanıldığına ilk kez şahit olduğumu da.

Gençliğin verdiği gözü karalık da bir yere kadar. Ben kulağımda babamın trafikte kimseyle tartışmamam gerektiğine, koltuğun altından bir levye çıkmasının an meselesi olduğuna dair öğüdü kulağımda, paşa paşa geri bastım, “kim olduğunu bilmediğim” adamın yolundan çekildim.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Şoförün istediği yere giden araç, taksi 15 Temmuz 2019 | 35 Okunma Her akşam başka bir yere ağ atıyor 11 Temmuz 2019 | 33 Okunma Yol vermeye mecbur olduklarımız 08 Temmuz 2019 | 76 Okunma Dev aynasından “Bilgenin Aynası”na 04 Temmuz 2019 | 21 Okunma Datça’yı aydınlatan ateş böcekleri 01 Temmuz 2019 | 3 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar