ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Bedelli bekleyen gençler diyor ki…

Feridun Ağabey, kamuoyunda gençlerin ve özellikle de kurum ve kuruluşlarda bir kariyeri varken bunu sekteye uğratmamak için askerliğini bedelli yapmak isteyen gençlerin istek ve dileklerine kulak veren devletimiz sonunda bedelli askerliği çıkarmaya karar verdi .

Anlat Derdini Feridun Ağabey'e
Anlat Derdini Feridun Ağabey'e Türkiye Gazetesi
20 Temmuz 2018 | 21
Feridun Ağabey, kamuoyunda gençlerin ve özellikle de kurum ve kuruluşlarda bir kariyeri varken bunu sekteye uğratmamak için askerliğini bedelli yapmak isteyen gençlerin istek ve dileklerine kulak veren devletimiz sonunda bedelli askerliği çıkarmaya karar verdi. Kendilerine bu karar için teşekkür ederken fikirlerimi sizin aracılığınızla kamuoyuyla paylaşmak istiyorum...
Gençler için bilinen üç şekilde askerlik vardı. Bunlardan birisi normal askerlikti ki burada uzun süreli silahaltına alınan gençlerimiz vardı. Bunlar on sekiz aya kadar askerlik yapıyorlardı.
Bir diğeri altı ay eğitim alarak askerliğini tamamlayan kısa dönem askerlerimizdi. Bir diğeri de son zamanlarda birkaç defa çıkartılan bedelli askerlik uygulaması. Bu uygulamada bedelini ödeyen gençler askere gitmeden askerlikten muaf oluyordu. Şimdi hükûmetin gündeme getirdiği Bedelli Askerlik hususuna dair düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulacak. Buna göre 31 Aralık 1993 tarihinden önce doğan kişilerin bedelliden faydalanabileceği ifade ediliyor ancak askerlik hizmetinde ise 25 ya da 28 gün askerlik yapması öngörülüyor. Bir de 25 yaş ve 15 bin lira öngörülüyor...
Ağabey burada benim sizler aracılığı ile değerli vekillerimizden ve yetkililerimizden isteğim şudur ki; burada esas olan kariyerini yürütmekte olan işinde gücünde olan gençlerimizin işini kaybetmemesi için bedelli ödemek istemesidir. Bu insanların bir aya yakın iş yerinden ayrılması demek iki veya üç ay iş yerine gidememesi demektir. Bu ise bu insanların kariyerine yine sıkıntı oluşturacak bir süredir...
Bir diğer konu da herkesin gelir düzeyi aynı olmadığı hâlde herkesi eşit şartta ücret belirlemesidir... Benim arzum gençlerimizi hiç işinden gücünden etmeden bu yükümlülükten kurtarmaktır. Bir diğeri de kişilerin gelir düzeyine göre hakkaniyet ölçüsünde -elbette ki istismara meydan vermeden- esnek ödeme şekli getirebilmektir. Saygılarımla...
            Rumuz: “Bedelli”-İstanbul
 
 
Ona sevgimi verdim ama olmadı
 
"Daha şimdiye kadar bir fiske bile vurmadım. Ne dediyse peki dedim. Her istediğini yerine getirmeye çalıştım. Ama ona mutluluk veremedim. Ağabeyim yengemi kadına şiddet uygulama derecesinde olmasa da istediği olmadığında anında görüntü yapan bir tipti… Yengeme sorsanız bugün bile kocasının yanında oluyor. 'Döver de sever de' size ne diyor. Ben ise evlenirsem eşimi asla böyle yaşatmayacağım diyordum. Ona bir centilmen gibi davranacağım diyordum. Onun kalbini kıracak hiçbir şey yapmayacağım diyordum... Evleneli bir yıl oldu ama bu bir yıl içinde aramızdaki sevgi saygı hepsi altüst olmuş durumda. Kendi kendime düşünmeden edemiyorum ağabey, kadın dediğin kendisinin her isteğine peki diyen erkekten hoşlanmıyor mu yoksa? Kendisine emir veren, kendisine hükmeden birisini mi arıyor? Yani sabahleyin kahvaltıyı ben hazırlamayayım mı? Kalkıp onun hazırlamasını mı isteyeyim? Ama bu saatten sonra bunu nasıl yaparım ben de bilmiyorum. Biz centilmen erkek, kibar erkek, eşini seven erkek olacağız derken “erkek” olmaktan başka her şey olmuşuz da haberimiz mi yok? Feridun Ağabey, kibarlıktan evliliğim tehlikeye girdi. Ne yapacağımı bilemiyorum?” diyen İstanbul’dan Rumuz “Turgut” isimli okuyucumuza önerimiz zaten hatanın nerede olduğunu kendiniz anlamışsınız. Ailede kadın da erkek de kendi yerinde konumunda olmalıdır ki ancak o zaman mutluluk gerçekleşir. Eşine sevgisini ispat etmek veya ona yardım ediyor olmak ona sabahleyin çay demlemek demek değildir. Ona “onu gerektiğinde gözetip koruyacak, kollayacak” bir erke sahip olduğunu ona hissettirmektir.
 
 
Vicdan azabı yaşıyorum
 
Feridun Ağabey rahmetli babamı kaybedeli üç sene oluyor. Babam kültürü eğitimi olmayan bir insandı. Biz çocukken bizleri hep dayak atarak terbiye etmeye çalışmıştı. Eline geçirdiği değnek ile hortum ile süpürge ile ne bulursa vururdu hiç acımadan. O öfke ile yaşım biraz büyüyünce köyümü terk ettim. İstanbul’a geldim. Burada bir fabrikada iş buldum. Çalışmaya başladım. Memleketten de koptum. Babamın hastalandığını öğrendiğim hâlde o öfkem sebebiyle hastaneye gitmedim. Ama şimdi aradan geçen her gün içimde bir yumruk gibi büyüyor. Babamı özlüyorum. Ona küstüğüm için kendimi affetmiyorum. Şimdi çocuklarım bana “baba” dedikçe içimdeki babama hasretim artıyor… Ne olur babası hayatta olanlara söyleyin babanın kıymeti o gittikten sonra anlaşılıyormuş…
            Rumuz: “İzzet”-Kırşehir
Devamını Oku