Tebliğ ettiklerinizi temsil edebiliyor musunuz?

Söylediğini yaşamayanların, tebliğ ettiklerini temsil edemeyenlerin yaptığı çalışmaların, hedefine ulaşması beklenemez. Muhataplara sunulan teklifler, teklif eden tarafından harfiyen uygulanmadığı takdirde...

Söylediğini yaşamayanların, tebliğ ettiklerini temsil edemeyenlerin yaptığı çalışmaların, hedefine ulaşması beklenemez. Muhataplara sunulan teklifler, teklif eden tarafından harfiyen uygulanmadığı takdirde istenilen başarı elde edilemez. Vermeyi teklif eden; ama kendisi bir şey vermeyen, çileyi teklif eden; ama rahatı ve konforu seçen, eleştiren; ama elini taşın altına koymayan insanların, muhatapları üzerinde etkili olması mümkün değildir.

Efendimizin (sav) cahiliye bataklığında kaybolmuş insanlardan kıyamete kadar tüm insanlığa örnek olacak bir sahabe nesli yetiştirirken uyguladığı en önemli prensiplerden birisi de söylem ve eylem birliği prensibidir. Bu neslin yetişmesini sağlayan temel prensipleri, Efendimizin tüm ahlaki ilkeleri ve eşsiz metodu, tüm incelik ve örnekleriyle günümüz dava adamlarına en büyük miras olarak kalmıştır.

Örneğimiz Allah Rasûlü, ashabına ne teklif ettiyse onu ilk önce kendi hayatında yaşadı. Davetin yokluk ve sıkıntı içinde olduğu dönemlerde, ashabıyla aynı sorunlara göğüs gerdi. Bir şey verilecekse önce kendi verdi. Bir iş yapılacaksa önce kendi yaptı. Ashabının arasında kimi zaman mübarek karınlarına açlıktan taş bağlamışken, kimi zaman onlar gibi toprağın üzerinde bağdaş kurup, bir kaptan yemek yerken, kimi zaman sırtında odun taşırken, hendek kazarken, mescid duvarına taş taşırken görüldü. Onun bu tavrı, cömertliği, fedakârlığı en katı insanların bile imanına vesile oldu. Efendimizin (sav) ashabına bir şey teklif ederken onu ilk önce kendisinin uyguladığına dair en güzel örneklerden birisi Cehcah bin Kays’ın Müslüman oluş hikayesidir.

Cehcah bin kays anlatıyor:

İslam’ı tanımak için kavmimden birkaç kişi ile Rasûlullah’a geldik. Akşam olunca Efendimiz: “Herkes yanında oturan misafirlerden birinin elinden tutsun ve evine götürsün.” buyurdu. Herkes birini aldı gitti. Mescidde Efendimizle ikimizden başka kimse kalmadı. Çünkü ben iri kıyım, öyle herkesin evine götürüp doyuramayacağı bir adam idim. Görüntüm çok yiyen biri olduğumu gösteriyordu. Rasûlullah, beni evine götürdü. Bana bir keçiden süt sağıp verdiler. Hemen içtiğimi görünce bir daha verdiler: “Doydun mu”? Dediler: “Doymadım” dedim.

Peş peşe yedi keçi sağdılar. Ben de hepsini içtim fakat yine doymadım. Bir toprak tencerede yemek getirdiler onun da hakkından geldim. Bunu gören Efendimizin hanımı Ümmü Eymen: “Peygamberi aç koyanın Allah karnını doyurmasın!” dedi. Peygamber (s.a.v.) de: “Sus ya Ümmü Eymen! O kendi rızkını yedi. Bizim rızkımızın kefili Allah’tır.” buyurdu. Rasûlullah’ın kendi yiyeceğini bile bana ikram etmesi beni çok etkilemişti.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Eşler Arası Kavga ve Tartışma Ahlakı 25 Şubat 2018 | 1.188 Okunma Evlerimiz Dava ve Şehâdet Okullarımızıdır 18 Şubat 2018 | 597 Okunma Tebliğ ettiklerinizi temsil edebiliyor musunuz? 04 Şubat 2018 | 505 Okunma Devlet gibi evler 28 Ocak 2018 | 476 Okunma Sosyal Medyada Kul Hakları 21 Ocak 2018 | 638 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar