ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Şarbon bakterisiyle ilgili "Doğada 60 yıl canlı kalabilir" uyarısı

İstanbul da dâhil olmak üzere Ankara, Sivas, Amasya gibi farklı illerde görülen şarbon hastalığı ile ilgili tartışmalar devam ederken Veteriner Hekim Başak Gökçe Çöl, bakterinin Türkiye geneline nasıl yayıldığına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Şarbon bakterisiyle ilgili "Doğada 60 yıl canlı kalabilir" uyarısı
05 Eylül 2018

 SON günlerde meydana gelen şarbon hastalığı vakaları nedeniyle tedirgin günler yaşanıyor. İstanbul da dâhil olmak üzere Ankara, Sivas, Amasya gibi farklı illerde şarbon hastalığının görülmesine yönelik farklı bir takım görüşler belirtiliyor.

Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Veteriner Hekim Başak Gökçe Çöl, “Kurban bayramını takiben şarbon kaynaklı salgınların görülmesi çok sayıda hayvanın kesim için bölge değiştirmesi, yurt dışından getirilen canlı hayvan ve etlerin kontrolünde karantina şartlarındaki aksaklıklar,  ithal edilen bulaşık hayvan yemleri ve otları, hastalığın daha önce görüldüğü yerlerde hastalıklı hayvanların yeterince derin çukurlara gömülmemiş olması, hastalıklı hayvanların nehir ve dere boyunda kesimlerini takiben bakteri sporlarının su yolu ile uzak farklı bölgelere taşınması, hayvanları taşıyan gemi, araç vb. taşıtlarının hijyenik açıdan kötü durumda olması gibi sebepler gösterilmiştir. Belirtilen tüm bu ihtimallerle hastalığın bilimsel açıdan gerçekleşmesi mümkün olmaktadır. Ancak halk sağlığı açısından tehlike arz eden şarbon hastalığı riski, zamanında alınan önlemler ve veteriner hekimler kontrolünde yapılan canlı hayvan muayenesi ve kesimi ile önemli ölçüde azaltılabilmektedir” dedi.

“BAKTERİ, UV IŞINLARINA VE KİMYASALLARA DAYANIKLI”

"Çoğunlukla otçul memeli hayvanlarda görülen şarbon, zoonotik (insanlara geçen) özellikte tehlikeli bir hastalıktır" diyerek devam eden Çöl, "Etken adını ciltte oluşturduğu spesifik siyah, kömür benzeri lezyonların renginden yunanca kömür anlamına gelen 'antrakis' sözcüğünden almaktadır. Aynı zamanda biyolojik silah olarak da kullanılan şarbonun etkeni Bacillus anthracis adlı sporlu bir bakteridir. Özellikle sporları doğada canlılığını 60 yıl korur. Etken soğuğa, kuruluğa, Uv ışınlarına ve kimyasallara da oldukça dayanıklıdır. Hastalık her mevsimde görülse de sıklıkla mera döneminde ortaya çıkar. Bulaşık yem ve otlarla hastalık etkeni alan hayvanlara, solunum ve deri yoluyla da hastalık bulaşmaktadır. Enfeksiyon; ateş, dalağın büyümesi, kanın katran gibi koyu bir renk alması ve pıhtılaşmaması, deri altı dokularda kanama ile karakterize olan hastalık hayvanlarda perakut ve akut seyirlidir.  Çoğu zaman hayvan tedavi edilmeden 3-7 gün içerisinde ani ölümler görülür” şeklinde açıklamada bulundu.

VÜCUDA ÜÇ YOLLA BULAŞIYOR

Şarbon hastalığının bakteri sporlarının insan vücuduna üç yolla bulaştığına vurgu yapan Çöl, “Şarbon soğuk algınlığı veya grip gibi insandan insana bulaşan bir hastalık değildir. Çok nadir olarak hastalığın deri formunda oluşan lezyonlarının tedavisi sırasında deriyle temas yoluyla birkaç bulaşıcı şarbon vakası rapor edilmiştir. Derideki kesik, sıyrık, yaralardan giren bakteri sporları özellikle el, kol, yüz gibi açıkta kalan bölgelerde şarbon lezyonları oluşturur.  Sıklıkla deri, et ve kanla uğraşanlarda ve kasaplarda görülen deri formunu emici ve sokucu sineklerde bulaştırabilirler. Genelde 2-3 gün içerisinde deride lezyonlar ortaya çıkmaya başlar. Kaşıntı ile başlayan döküntüler önce içi su ile dolu daha sonra genişleyerek ortası mavi-siyah renkli kabarcıklara dönüşür. Kabarcıkların patlaması sonucunda ortası çökük siyah bir yaraya oluşumuyla kolayca tanınan cilt şarbonu hastalığın en sık görülen ve en az tehlikeli olan şeklidir. Tedavi edilmeyen durumlar yüzde 20 oranında ölümle sonuçlanabilir” diye konuştu.

KULUÇKA DÖNEMİ 60 GÜNE KADAR ÇIKABİLİYOR

Şarbon bakterilerinin bulaştığı suların tüketilmesi, enfekte etin çiğ veya az pişmiş yenilmesi ile insanların sindirim sistemine gireceğini belirten Çöl, “Karın ağrısı, ateş, bulantı, kusma, karında şişlik, lenf büyümesi, kanlı ishal ve kan zehirlenmesi bulguları görülebilir. Hayatı tehdit eden ciddi bir hastalık şeklidir. Solunum yolu ile de genellikle yün, yapağı, tüy, deri işleriyle uğraşan insanlarda gözükür. Ortalama 1-6 gün bazen 60 güne kadar süren kuluçka döneminden sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar. Öksürük, ateş, solunum zorluğu, kusma, halsizlik,  göğüs ağrısı gibi hastalığa özgü olmayan belirtilerle başlar. Eğer tanı geç konulursa ağır solunum problemleri, şok ve sıklıkla menenjitle sonuçlanabilir. Belirtilerin ortaya çıkmasını takiben 48 saat içerisinde tedavi uygulanmazsa ölüm oranı yüzde 95’in üzerinde seyredebilir. Solunum şarbonu,  antibiyotiklerle yoğun tedavi gerektiren,  en tehlikeli ve tedavi edilmezse yüksek ihtimalle ölümle sonuçlanabilecek ağır bir şeklidir” ifadelerini kullandı.

“HASTALIKLI HAYVANLAR İMHA EDİLMELİ”

Kesim öncesinde veteriner hekimler tarafından yapılan canlı muayene bulgularında şarbon belirlenen hayvanların kesimlerinin kesinlikle yasak olduğunu belirten Çöl, “Şarbon sebebi ile öldürülen ve şüpheli görülen hayvanların derilerinin yüzülmesine izin verilmez. Ölmüş hayvanlara ait kadavralar, et, deri, iç organlar, boynuz ve tırnak gibi tüm diğer kısımlar imha edilmelidir. Tüm bunlar 2 metre derinliğinde çukurlara gömülerek üzerine sönmemiş kireç dökülmeli veya özel fırınlarda yakılmalıdır. Hayvan tipik belirtiler göstermemiş ve kesim esnasında tanı konulmuşsa,  öncelikli amaç kesim işi ile uğraşan personele hastalığın bulaşmasını ve etkenlerin kesim sırasında etrafa yayılmasını önlemektir. Şarbonlu hayvanları taşıyan araçların veya kesimin yapıldığı mezbahaların da dezenfeksiyonun sağlanması gerekmektedir” dedi.

“HASTALIKLI HAYVANIN DALAĞI NORMALİN 5 KATI KADAR OLUR”

Şarbondan ölen hayvanların kadavralarında çok çabuk çürüme görüleceğine vurgu yapan Çöl, “Ölüm sertliği tam veya hiç şekillenmez. Doğal deliklerden siyah renkli kan gelir ve bu kan pıhtılaşmaz. Vücudun çeşitli yerlerinde ödemler ve kanamalar görülür. Dalak normal büyüklüğünün 4-5 katı kadardır. Karaciğer, böbrek ve ince bağırsak şiştir. Vücut boşluklarında kanlı sıvı birikmiştir” dedi.

“HASTALIK GÖRÜLEN YERLERDEKİ HAYVANLAR AŞILANMALI”

Uzun süreli ve kötü koşullarda hayvan nakli, hayvanların direncini kırdığındanhastalığın daha sık görülebileceğine değinen Çöl şunları söyledi:

"Mevsimlerdeki aşırı yağış veya aşırı kuraklık gibi değişikliklerde de hastalık artabilir. Sıcak ve rutubetli bölgelerde diğer yerlerden fazla hastalık görülmektedir. Şarbon hastalığından korunmak amacıyla hastalığın endemik seyirli olduğu bölgelerde hastalık oluşmadan önce ilkbaharda, hastalık çıkan yerlerde ise derhal hastalıksız hayvanlara şarbon aşısı uygulanmalıdır. Aşılamayı takiben 1-2 hafta içerisinde bağışıklık oluşur ve 7-12 ay boyunca devam eder.  Hastalığın tekrar oluşmanın engellenmesinde de bölgedeki hayvanların en az 5 yıl boyunca aşılanmalarının takip edilmesi gerekmektedir. Hastalık şüpheli deri lezyonları, kan, balgam, dışkı, kusmuk veya periton sıvısından alınan örneklerin laboratuvarda mikrobiyolojik testleri yapılarak konulmaktadır. Özellikle hastalığın görüldüğü bölgelerde hastalıklı veya şüpheli hayvanlarla temasta bulunan ve hastalığa ait üç formun belirtilerini gösteren kişilerin kesin tanı için vakit geçirmeden hastanelere başvurması gerekmektedir. Korunma amaçlı hastalığın salgın oluşturmadan devamlı görüldüğü bölgelerde hayvanlar ve risk grubunda olan insanların aşılanması, veteriner hekimler tarafından canlı hayvan muayenesi yapılarak hastalık tespit edilen veya şüpheli görülen hayvanların kesilmeden uygun şekilde imha edilmesi, kesim esnasında veya sonrasında tespit edilmişse de gerekli tüm önlemlerin alınarak hayvanlara ait et ve benzeri hiçbir ürünün tüketimi olmadan imha edilmesi gerekmektedir."

ÖNLEMLER RİSKİ AZALTIYOR

Halk sağlığı açısından tehlike arz eden şarbon hastalığı riskinin, zamanında alınan önlemler ve veteriner hekimler kontrolünde yapılan canlı hayvan muayenesi ve kesimler ile önemli ölçüde azaltılacağını belirten Çöl, “Restoran, catering, hastane, okul yemekhaneleri vb. toplu tüketim yerleri de et tedarikçilerine dikkat etmeli, hayvan sağlık raporu olmayan etler işletmelere kabul edilmemeli. Gıda üretim aşamalarındaki gerekli kontrollerin yapılmasıyla tüketiciler güvenilir, sağlıklı gıdaya ulaşmış olacaktır” şeklinde konuştu.

Benzer Haberler