29.03.2017

Coğrafyalar
Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin

‘Korkunun ve acının coğrafyasında doğdu. Korkunun ve direnişin coğrafyasında yaşadı. Korkunun ve yalnızlığın coğrafyasında öldü. Korku ve coğrafyalar yüzünden öldü.’

Emel Kayın, İyilik ve Kötülük için Mekânlar

***

Lion filmini izledim geçen gün. Dünyanın ‘doğusundaki’ ya da ötelenmiş tüm coğrafyalarındaki kayıp çocukların öyküsünün içinden geçerek anlatılan çok hüzünlü bir öykü. Öyküyü takip ederken, Hindistan özelinde dünyada ne kadar yalnız ve yitik çocuğun olduğunu bir kez daha hatırlıyorsunuz. Özellikle de küçük Saru’nun düştüğü yetimhanede, bir gece vakti, aralarından koparılan kız çocuklarının bir gecelik (ve birçok gecelik) kayboluşlarını izlerken, bir kez daha dünyadaki siyasetçilerin ne kadar boş, hatta bomboş işlerle uğraştıklarını (uğraşmak fiili burada doğru bir fiil mi emin değilim) düşünüyorsunuz.

Ve cennet

Cenneti, o ya da bu şekilde satın alabileceklerini, beyhude uğraşlarla garantileyeceklerini düşünen kimilerine ise, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan söz konusu filmdeki Avusturalyalı çifti örnek göstermek isterim. Saru’yu ve sonrasında Mentoş’u evlat edinerek bu çocuklara tek bir yaşam değil, yaşamlar sunan bu insanların varlığı bile insanı bambaşka noktalara savuruyor. Nicole Kidman’ın canlandırdığı annenin bu kayıp çocuklara sundukları düşünüldüğünde cennet kimin için ve nerededir sorusu bile saçma kalıyor.

Ancak şu da teslim edilmeli: Lion, gerçek bir yaşam öyküsü olsa bile nihayetinde bir kurgu. Buna rağmen şu soru göz ardı edilmemiş: Her şey bu çocukların evlat edinilmesiyle bitiyor mu? Cevapsa çok net: Hayır, bitmiyor.

Yazının devamı için tıklayın >>


TÜMÜ ÇOK OKUNAN YAZARLAR