21.01.2017

Ankara Ortadoğu’nun Helsinki’si olamaz mı?
Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin

Konuya aşina olanlar hatırlayacaktır; Ankara’nın 1970’li yıllarda Helsinki’nin oynadığı role benzer bir rol oynaması, işbirliksel güvenliğe dayalı bir mekanizmanın kendi bölgesinde kurulması için öncülük etmesi daha önce de defalarca gündeme getirilmiş, ancak siyasetin ilgisini yeterince çekememişti. Bölge koşullarının 1972-1975 yılları arasında sürdürülen müzakerelerin koşullarına benzemediği, AGİT gibi bir mekanizmanın altyapısının kurgulanmasının zor olacağı söylenmişti. 

Kimileri bölgeden gelen itirazlara, kimileri bölge dışı aktörlerin süreci bloke etme potansiyeline değinmişti. Bir ara Kanadalı, Amerikalı akademisyenler ve düşünce kuruluşu temsilcileri bu konuya el atmış, ekseni Ankara olmasa bile böylesi bir yapının geniş anlamıyla Ortadoğu’yla tanıştırılması için projeler üretmişti. Danimarka konuyla ilgilenmiş, hatta Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçmişti. Almanya’nın etkin düşünce kuruluşlarından SWP bazı çalışmalar yapmıştı. TESEV de bu konuda çeşitli toplantılar düzenlemiş, raporlar yayınlamıştı.

***

O zamanlar yapılan tüm bu egzersizlerin odak noktasında insan hakları ve demokrasiyle bölgesel istikrar arasında denge kurulması vardı. Dışarıdan bakanlar ilk ayağını önemserdi. İkinci ayağı istikrar ise savaşlara, krizlere rağmen çok sıkıntılı görülmezdi. İçeriden bakanlar ise bu tür “projeleri” (belki de haklı nedenlerle) içişlerine müdahale fırsatı olarak görür, destek vermezlerdi. 

Düşünce kuruluşları toplantılarında aylarca konuşulup hazırlanan taslaklar ilk gerçeklik testini geçemez. Genellikle de Mısır diplomasisi karşısında bozguna uğrardı. İsrail bu tür teşebbüslere oldum olası şüpheyle yaklaşır, Amerika’nın projesinden Rusya, Rusya’nın içinde yer alabileceği bir projeden Amerika hoşlanmazdı. Türkiye siyaseti ve diplomasisi bu tür inisiyatiflere karşı çıkmasa da gerçekleşmesinin gerçekçi olmadığını düşünürdü.

Yazının devamı için tıklayın >>


TÜMÜ ÇOK OKUNAN YAZARLAR