29.04.2017

Kıbrıs türkleri ve izolasyonlar...
Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin

Kasım ayında gerçekleşen Mont Pelerin görüşmeleri Rum tarafının maksimalist tavrı yüzünden kesintiye uğramış, BM gözetiminde sürdürülen müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı tartışılmıştı. Ama belli ki sorun aşıldı. Ocak ayının ikinci haftasında tarafların Cenevre’de buluşması, 12 Ocak itibarıyla da uzlaşmaya son noktanın koyulacağı beşli toplantının gerçekleşmesi kararlaştırıldı.

Cuma günü de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın 12 Ocak toplantısına Türkiye’nin en üst düzeyde katılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müzakerelere katılacak olması, süreçteki tıkanıklıkların aşıldığını, en azından çözüm umudunun arttığını gösteriyor. Kıbrıs gazeteleri AB’nin de kurum olarak müzakerelere katılacağını, ABD Dışişleri’nin üst düzeyde temsil edileceğini yazıyor.

Umarız Rum tarafı yine bir son dakika kaprisi yapmaya, masaya yeni şartlar koymaya kalkmaz da, 52 yıldır gündemde olan sorun, tüm tarafları memnun edecek adil ve kalıcı bir çözüme kavuşur. Bulunacak çözüm öncelikle adanın iki tarafını mutlu eder, referandumda oy vereceklerin optimum beklentilerini karşılar. Türkiye’nin de bölgesindeki jeopolitik dalgalanmalardan kaynaklanan güvenlik endişelerini tatmin eder.

***

Eğer çözüm bulunamayacak olursa ya da bulunan çözüm yapılacak referandumda bir kez daha Rum veya Türk tarafınca reddedilirse, tüm tarafların artık adayı birleştirmek yerine ayırmak, zorla bir arada yaşatmak yerine yan yana yaşamalarının koşullarını yaratmak için çalışması gerekiyor. Bu da aslında yeni bir tur müzakere, fiili durumun bir şekilde tescili için konuşmak demek.

Her ne kadar Türkiye’de bazıları hala çözümsüzlüğün çözüm olduğunu düşünse de, var olan BM Güvenlik Konseyi kararları (186, 541 ve 550) -adil olmadıklarını vurgulamaya gerek yok- ve GKRY’nin dünya tarafından sanki adanın tamamını temsil ediyormuş gibi görülmesi yüzünden çözümsüzlük çözüm değil. KKTC’nin egemenliğinin “hukuken” tescili için müzakere ve mücadele şart. Bunun da hemen olmayacağını, zaman ve diplomatik emek gerektireceğini söyleyebiliriz.

Yazının devamı için tıklayın >>


TÜMÜ ÇOK OKUNAN YAZARLAR