Hilal Kaplan
Hilal Kaplan Sabah

Kurucu söylem olarak 15 Temmuz

17 Temmuz 2017 | 2.8 K

15 Temmuz kapımızı çalana değin, daha doğrusu kapımızı indirip mahremimize saldırana değin, bir şeyleri anlamak ve anlatmak daha zordu. Bir şeyler eksikti. Kiminin hamaset kiminin goygoy diye aşağıladığı hislerimiz vardı. Kimilerinin paranoya kimilerinin komploculuk diyerek burun kıvırdığı bir tehdit algımız vardı.
15 Temmuz'da, söz konusu vatan ise hamasete, söz konusu bağımsızlığımız ise paranoyaya yer olmadığını hep birlikte gördük, yaşadık. İstiklâl Marşı'nın her bir satırı hangi kan ve ter ile kayda geçtiyse, yüzyıl sonra işte yine onunla karşı karşıyaydık. Kan ve ter dökmekten bir an bile geri durmayacak bir millettik; o gün bu sözümüzle imtihan olduk ve imtihanı geçtik.
Yaşadığımız yüzyıldaki Türkiye'nin kurucu söylemi, 15 Temmuz Destanı'dır. 15 Temmuz, devletin hayatta kalma refleksinden önce, Milletin devletini ayakta tutmak için harekete geçerek göğsünü siper etmesinin destanıdır. Bu destan, kendisine yöneltilen tüm aşağılama ve hakaretlerin bendini çiğneyip taşan bir hakikattir.
CHP'nin önce Meclis'teki anmaya gelmeyeceğini açıklayıp, birkaç saat içinde geleceğini açıklaması, Kılıçdaroğlu'nun kontrollü darbe zırvasında ısrarcı olamayıp failin FETÖ olduğunu ilk kez sarih biçimde ve 'ama'sız ifade etmek zorunda hissetmesi bundandır. 15 Temmuz, CHP'ye oy veren vatandaşın da devletine yapılmıştır çünkü. Kılıçdaroğlu'nun o gece çay-kahve eşliğinde, darbeyi "dikkatle seyretmiş" olması bu gerçeği değiştirmez.
O manevi baskıyı CHP'nin üzerine kuran ise, bu milletin ayrımsız ve şedit biçimde FETÖ'ye karşıtlığıdır.

Devamını Oku